EMER Türkiye İstasyon Şefi

Eobard Watson

Kızına kavuşmak için neleri göze alabilir?

30 Kasım 2016, İstanbul Emniyet Müdürlüğü. Loş bir sorgu odasında masanın bir yanında Eobard Watson oturuyor. Bu İngiliz, kısa süre öncesine kadar Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisiydi. Diplomatik dokunulmazlığı olan bir adamı hiçbir polis bu odaya getiremezdi. Karşısındaki başkomiser getirdi.

Eobard odaya hazırlıksız girdi. Başkomiser, karşısında büyük yalancılardan birinin oturduğunu biliyor ve bu adamın hâkimiyetine son vermek istiyor. Eobard ise bugün hem büyük dürüstlükler yapmak hem de hâkimiyetini korumak zorunda. Ağzından çıkan her cümle hâkimiyeti biraz daha karşı tarafa geçirecek. Büyük dürüstlükler yalnızca büyük yalancıların elinde silah olabilir.

Sorgudan saatler sonra karanlık bütün ülkeyi saracak ve bu karanlığın bir sahibi olacak.

Kabil’de yanan köy

Eobard’ın içinde Afganistan’da bir köy hâlâ yanıyor. 2010’da Eobard, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde özel bir ekibin başında. Ekip, Kabil’de ıssız bir köyde bir uyuşturucu imalathanesinin peşinde. Eobard köyü boşaltma kararı veriyor. Ekip bu kararı uygulayamadan gökyüzünden füzeler geliyor. Çocuk çığlıkları yükselirken Eobard yere çöküp ağlıyor. Köyden sağ çıkıyor ama bir parçasını orada bırakıyor. Suçu kimseye yüklemiyor, hepsini kendi hanesine yazıyor.

Yılda iki kez

Sorgu odasında Eobard tek bir şey istiyor: ailesine dönmek. Eobard’ın bir kızı var. Eobard Kabil’deyken kızı henüz doğmamıştı. Bugün kızı uzaklarda yaşıyor ve Eobard kızını yılda iki kez görebiliyor. Kızını yeniden görmenin bir bedeli var ve bu bedel Eobard’ın sandığından yüksek. Bu bedeli ödemeye razı mı?

Acıdan beslenen adam

Eobard yıllardır acıdan besleniyor ve bundan bıktı. Yorulmak bile Eobard için bir lüks, çünkü yorulamayacak kadar yetkili. Ekibinde kimse Eobard’a kötü bir haber vermeye cesaret edemiyor. Kötü bir lider değil, kötü bir insan da değil. Yine de bıraktığı izlenim kimseye bu cesareti vermiyor.

Eobard’ı en ağır yargılayan kişi yine Eobard. Başkomiser sorgunun ortasında bu adama istemeden saygı duymaya başlıyor, çünkü suçladığı adam kendini zaten suçluyor. Kötü bir adamın hissiz olması gerekmiyor. Kötü olması bile gerekmiyor.

Takdis’in dört günü bittiğinde aklında tek bir mesele kalıyor: İyi niyet bir insanı nereye kadar taşır?

Takdis seni bu sorgu odasına oturtuyor. Karşında Eobard Watson var.