2 Aralık 2016. Yarı İskoç bir İngiliz kadın, EMER’in İstanbul’daki ofisinde saatlerdir Eobard Watson’ı bekliyor. Kocasına sürpriz yapmak için geldi. Eobard, Sara’ya sarılırken bile önce kızını soruyor ve “kızım” diyor. Sara düzeltiyor: “Kızımız.” Sara’nın hayatı da yoğun. Ekibi, ordu ve üniversitesi aynı anda üstüne geliyor. Yine de akşam yemeğine, kocasıyla değil sevgilisiyle ilk kez buluşacakmış gibi gidiyor. Eobard’a eski bir şiirlerini hatırlatıyor, sonra kadehini kaldırıyor. İkisi şiiri dize dize, sırayla söylüyor:
Ağaçlar isteselerdi hareket edebilirlerdi.
Onlarda merkezi sinir sistemi yoktu.
İsteseler konuşurlardı. “Canımı yakma!” derlerdi.
Derlerdi ki “Ev acının olduğu yerdir.” Bunu teselli sayarlardı.
Sonuç yine insanların istediği gibi olurdu.
Sara, Eobard’ı seviyor ama Eobard’a bir türlü ulaşamıyor. Peki Sara istediği sonuca ne kadar yakın?